Düşünen Bireyler Neden İstenmez?
Düşünen insan soru sorar, soru soran insan kontrol edilemez. Bu yüzden tarih boyunca en çok “itaat eden” değil, düşünmeyen” insan makbul görülmüştür. Bağımlılık ise tam da düşünmenin sustuğu yerde başlar; boşlukta, sorgusuzlukta ve kabullenişte kök salar.
Carl Sagan 1995'te bir kitap yazdı.
Adı: Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı
"Demokrasi, sıradan insanların kendi kaderlerini tayin etmesini gerektirir.
Ama bunu yapabilmek için insanların düşünmesi lazım.
Ve düşünmek, öğretilmesi en zor şeydir."
Sonra ekledi:
"Bilimi kendimize kılavuz edinmezsek, kendi adımıza düşünemeyiz.
Otoriteyi sorgulayamayız.
Ve sonunda devletleri yönetenlerin elinde oyun hamuruna döneriz."
Otuz yıl önce söyledi bunu. Sanki bugünü anlatıyordu.
Şimdi bir rakam vereceğim.
TÜİK'in 2024 araştırmasına göre, Türkiye'de yetişkin nüfusun yüzde kırkı günde dört saatten fazla
televizyon izliyor. Aynı araştırmada günde on beş dakikadan fazla kitap okuyanların oranı yüzde on dört.
Bir tarafta dört saat. Diğer tarafta on beş dakika.
Bu bir tercih meselesi değil. Bu bir tasarım meselesi.
Düşünen insan soru sorar.
Soru soran insan hesap sorar.
Hesap soran insan rahatsız eder.
Ve rahatsız eden insanı sistemin sevmediği, tarihin her döneminde sabit kalmış tek gerçektir.
Sokrates baldıranı içmeden önce şunu söyledi:
"Sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değmez."
Atina onu yargıladı.
Çünkü gençleri düşündürüyordu.
Çünkü otoriteyi rahatsız ediyordu.
Çünkü sorular sormayı öğretiyordu.
İki buçuk bin yıl geçti. Yöntem değişti. Sonuç değişmedi.
Bakın dünyaya.
Freedom House'un 2024 raporuna göre, dünya nüfusunun
yüzde kırkı "özgür olmayan" ülkelerde yaşıyor.
Yüzde otuz ikisi "kısmen özgür" ülkelerde.
Yüzde yirmi sekizi gerçek anlamda özgür bir ortamda.
Yani insanlığın yüzde yetmiş ikisi,
kendi adına tam anlamıyla düşünemediği coğrafyalarda yaşıyor.
Bu tesadüf değil. Çünkü düşünemeyen insan, yönetilmesi kolay insandır.
Peki biz ne yapıyoruz?
Türkiye'de her yıl yaklaşık on dört milyon öğrenci sınava hazırlanıyor.
Ezberleme hâlâ baskın.
Hangi soruya hangi cevabın yazılacağı öğretiliyor;
ama neden o sorunun sorulduğu öğretilmiyor.
Bir çocuk "neden?" diye sorduğunda kaç kez gerçekten cevaplanıyor?
Kaç kez "güzel soru" yerine "merak etme" deniyor?
"Merak etme" demek, "düşünme" demektir.
"Düşünme" demek, "sorma" demektir. "Sorma" demek, "itaat et" demektir.
Ve işte tam burada bağımlılık devreye giriyor.
Düşünen insan bağımlı olmaz. Olamaz.
Bunu iddia olarak söylemiyorum. Gerçeklik olarak söylüyorum.
Bağımlılık boşlukta filizlenir.
Anlamsızlıkta, aidiyetsizlikte, "neden?" sorusunu sormayı bıraktığı
anda insanın içinde kök salar.
Hayatını sorgulayabilen,
kendi değerlerini üretebilen,
başkasının sunduğunu körce kabul etmeyen bir insan;
ekrana, uyuşturucuya, kumar masasına
ya da herhangi bir bağımlılık tuzağına bu kadar kolay düşmez.
Çünkü o insan zaten dolu. Merakla dolu. Soruyla dolu. Anlamla dolu.
Boş kap su içmez, derler ya; boş zihin de bağımlılığa direnir.
Ama düşünmesi elinden alınmış bir insan, kendine sunulan her şeyi içer.
Her şeyi içer. Çünkü başka bir seçeneği olduğunu bilmez.
OECD'nin 2023 eğitim raporuna bakalım.
Eleştirel düşünme becerisi en yüksek ülkelerde madde bağımlılığı oranları da en düşük.
Danimarka, Finlandiya, İsveç.
Bu ülkelerde gençler kendi adına karar alıyor.
Hem hayatlarında hem siyasette.
Politikacılar hesap veriyor. Şeffaflık zorunluluk.
Neden?
Çünkü o yurttaşlar düşünüyor.
Soru soruyor. Kabul etmiyor. Oyun hamurundan çıkmışlar.
Bir şey soracağım.
Size en son kim "merak etme" dedi ?
Bir öğretmen mi? Bir yetkili mi? Bir haber kanalı mı?
Ya da hiç kimse söylemedi de siz kendiniz mi bıraktınız merak etmeyi?
Bu ikinci ihtimal daha tehlikeli.
Çünkü en etkili zincir, kendi içimizde kurduğumuz zincirdir.
Düşünen bireyler i s t e n m e z.
Bunu ben söylemiyorum . Tarih söylüyor. Rakamlar söylüyor. Sagan söylüyor.
Ama düşünen bireyler vazgeçilmezdir.
Onlar olmadan demokrasi bir isimden ibaret kalır.
Onlar olmadan hak arama bir lükse dönüşür.
Onlar olmadan gençlerimiz anlamsızlığın kollarına, bağımlılığın tuzaklarına düşer.
Bu satırları okuyorsunuz.
Bu bile bir adım.
Devam edin. Soru sormaya, merak etmeye, kendiniz düşünmeye devam edin.
Çünkü düşünen bir halk, ne yönetime ne de bağımlılığa teslim olur.
Yazar
-
YazanHatice BALCI
-
Yayın Tarihi07 Haziran 2026