K
Kocaeli BM Bağımlılıkla Mücadele Derneği
Menü
Bağımlı Mıyım?
Tüm Köşe Yazılarına Dön
ÖMER KARATAŞ 20 Ağustos 2026

Yeni Nesil Bağımlılıklar

Yeni Nesil Bağımlılıklar

Dijital bağımlılıklar hayatımıza sessizce girerken; sanal kumar, sosyal medya ve ekran alışkanlıkları zamanımızı, ilişkilerimizi ve hayatımızdaki dengeyi fark ettirmeden tüketebiliyor. “Yeni Nesil Bağımlılıklar”, ekrandan başımızı kaldırıp kaybetmeden önce gerçek hayatın, gerçek insanların ve gerçek bağların değerini yeniden hatırlamaya çağırıyor.

Eskiden evin kapısını iki kez kilitlerdik.

Sokağın karanlığı, kötü niyetli insanlar, çocuklarımızın karşılaşabileceği tehlikeler içeri girmesin diye. Çocuk biraz geç kaldığında pencereye çıkıp yolu gözlerdik. Eve girdiğinde de içimiz rahat ederdi.

Şimdi kapıyı iki kez kilitlemek yetmiyor.

Çünkü tehlikenin artık kapıdan girmesi gerekmiyor.

Evin içinde zaten.

Masanın üzerinde duran telefonda, çocuğun odasında, yatağın başucunda, bazen de kendi elimizde.

Eskiden bağımlılığı daha kolay fark ederdik. Titreyen eller, değişen yüz, çöken beden, davranışlardaki belirgin farklılıklar…

Bugün her şey bu kadar görünür değil.

Bir genç odasına çekiliyor. Kapıyı kapatıyor. Telefonun ekranı yanıyor. Ev sessizleşiyor.

Saatler geçiyor.

Dışarıdan bakıldığında olağanüstü bir şey yok.

Belki yeni nesil bağımlılıkların en tehlikeli taraflarından biri de bu: görünmezlik.

Dijital dünyanın hayatımıza girmesiyle bağımlılıkların biçimi de değişiyor. Sanal kumar, dijital bahis, problemli oyun kullanımı ve sosyal medya bunun farklı örnekleri.

Bunların hepsini aynı şeymiş gibi değerlendirmek doğru olmaz. Fakat kullanım kontrolden çıktığında sonuçlar birbirine benzemeye başlıyor: zaman kaybı, uykusuzluk, dikkat dağınıklığı, aileden uzaklaşma, iş ve okul hayatında bozulma…

Bazen de borç.

TÜİK'in 2026 verilerine göre Türkiye'de 16-74 yaş grubunda internet kullananların oranı yüzde 92,3.

Çocuklara baktığımızda rakam daha da dikkat çekici.

TÜİK'in 2024 verilerine göre 11-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 79'u sosyal medya kullanıyor.

Bu rakamların karşısında uzun uzun düşünmeye gerek yok. İnternet artık çocuklarımızın hayatının dışında tutabileceğimiz bir alan değil.

Onları internetten tamamen uzaklaştırmak yerine, internetin içinde nasıl güvende kalacaklarını öğretmek zorundayız.

Çünkü internet artık ayrı bir dünya değil.

Hayatın bir parçası.

Bir bağlantıyla başlıyor

Kumarın eskiden bir mekânı vardı.

Şimdi cebimizde.

Gece yarısı da ulaşabiliyorsunuz, sabah işe gitmeden önce de.

Bir bağlantı geliyor.

“Bir bak.”

Bir reklam çıkıyor.

“Bonusun hazır.”

Bir arkadaş söylüyor:

“Bir kere dene, ne olacak?”

İlk adımın bu kadar kolay olması, tehlikeyi de küçültüyor.

İnsan çoğu zaman bağımlılığa bağımlı olmak niyetiyle başlamıyor.

Merak ediyor.

Eğlenmek istiyor.

Para kazanabileceğini düşünüyor.

Bazen arkadaşının peşinden gidiyor.

Sonra bir gün kazanıyor.

İşte o küçük kazanç, hikâyenin yönünü değiştirebiliyor.

Çünkü kaybedildiğinde insanın aklına bu kez başka bir cümle geliyor:

“Bir kere daha oynarsam çıkarırım.”

Yeşilay'ın 2025 Türkiye Kumar Raporu, kumarın dijitalleşmesiyle birlikte erişimin kolaylaştığına ve özellikle gençler açısından yeni risk alanlarının oluştuğuna dikkat çekiyor.

YEDAM'ın verileri de düşündürücü.

2021-2024 yılları arasında kumar bağımlılığı nedeniyle YEDAM'a 15.624 kişi başvurmuş.

Bu rakamı okuyup geçmek kolay.

Ama rakamın her birinin arkasında bir insan var.

Bir ev var.

Bir eş var.

Bir anne, bir baba, belki çocuklar var.

Ve yardım isteyen bu insanların dışında henüz yardım kapısını çalmamış kaç kişi olduğunu bilmiyoruz.

Mehmet'in hikâyesi

Mehmet ismini burada gerçek bir kişiyi tarif etmek için kullanmıyorum. Saha çalışmalarında karşılaşılan bağımlılık süreçlerinden hareketle oluşturulmuş temsili bir hikâye.

Mehmet otuzlu yaşlarında.

Çalışıyor.

Evli.

Çocukları var.

İlk kez bir arkadaşının gönderdiği bağlantıyla oynuyor.

Çok para yatırmıyor.

Zaten ilk seferde kazanıyor.

Ertesi gün tekrar oynuyor.

Bu kez kaybediyor.

Kaybettiği para çok büyük değil.

Fakat aklında dün kazandığı para var.

“Dün kazandım, bugün kaybettim. Bir daha oynarsam çıkarırım.”

Sonra kredi kartı devreye giriyor.

Bir süre sonra borç alıyor.

Evde sorulan sorulara farklı cevaplar vermeye başlıyor.

Telefonu sürekli elinde.

Gece herkes yatınca yeniden ekranın karşısına geçiyor.

Bir gece eşi salona geliyor.

“Yine mi oynuyorsun?”

“Yok.”

“Ne yapıyorsun?”

“Bir şey bakıyorum.”

O “bir şey”, zamanla evin bütün düzenini değiştiriyor.

Mehmet daha az uyuyor.

İşte dikkati dağılıyor.

Çocuklarına ayırdığı zaman azalıyor.

Borç büyüyor.

Ama zihninde hâlâ aynı hesap var:

“Bir kere daha oynayayım. Kaybettiklerimi geri alayım. Sonra bırakırım.”

Bazen bağımlılığın insanı içine çektiği yer tam da burası.

Kişi artık kazanmak için oynamıyor.

Kaybettiklerini geri almak için oynuyor.

Para gidiyor, başka şeyler de gidiyor

Kumar konuşulunca genellikle parayı konuşuyoruz.

Ne kadar kaybetti?

Ne kadar borcu var?

Ne kadarını geri ödeyebilir?

Oysa para, görünen kayıp.

Görünmeyen tarafı çok daha geniş.

Uykusuz geçirilen geceler var.

Çocuğunla konuşmadan geçirilen akşamlar var.

Eşine söylenen küçük yalanlar var.

İş yerinde dalgın geçirilen saatler var.

Arkadaşlardan uzaklaşmak var.

İnsanın kendisinden bile saklamaya başladığı bir hayat var.

Bunların hiçbiri banka hesabında görünmüyor.

Ama insanın hayatında birikiyor.

Hepimiz biraz ekrana mı teslim olduk?

Bir otobüse binin.

Bir kafeye girin.

Yemek molasında etrafınıza bakın.

Yan yana oturan insanlar var.

Ama çoğu başka bir yerde.

Birinin telefonu çalıyor.

Bir başkası sosyal medya akışını kaydırıyor.

Bir diğeri oyun oynuyor.

Biri mesaj yazıyor.

Bazen arkadaşımız konuşurken bile gözümüz telefona gidiyor.

TÜİK'in 2025 Zaman Kullanım Araştırması'na göre 10 yaş ve üzerindeki bireylerin yüzde 71,7'si sosyal medyada vakit geçiriyor. 2015'te bu oran yüzde 33,9'du.

On yıl içinde ciddi bir değişim yaşandı.

Teknolojiyi suçlayarak bir yere varamayız.

Çünkü aynı telefonu kimi bilgi edinmek için kullanıyor, kimi ailesiyle konuşuyor, kimi işini yürütüyor, kimi de saatlerce kendini kaybediyor.

Sorun cihazın kendisinden çok, onun hayatımızdaki yeriyle ilgili.

“Çocuğum evde”

Anne babaların bu cümlesini çok duyuyoruz:

“Çocuğum evde.”

Evet, evde.

Ama ne yapıyor?

Kimlerle konuşuyor?

Ne izliyor?

Hangi içeriklerin karşısına çıkıyor?

Bir sorun yaşadığında bunu ailesine anlatabiliyor mu?

Eskiden çocuklarımızı sokağa çıkarken uyarırdık.

Şimdi ekranın başına otururken de konuşmamız gerekiyor.

Bunu yaparken yalnızca yasak koymak yetmiyor.

Çocuğun, başına gelen bir şeyi anlattığında azar işitmeyeceğini bilmesi gerekiyor.

Çünkü güven varsa, yardım istemek de kolaylaşıyor.

Bir mühendis gözüyle

İnşaat mühendisi olduğum için bazı şeyleri ister istemez yapı üzerinden düşünüyorum.

Betonun içindeki demiri dışarıdan göremezsiniz.

Bina sağlam görünür.

Ama içeride korozyon başlamışsa zamanla taşıyıcı sistem zarar görür.

Önce küçük bir belirti çıkar.

Sonra büyür.

Bir gün dışarıdan gördüğünüz çatlak, içeride uzun zamandır devam eden problemin habercisi olur.

Bağımlılık süreçlerinde de buna benzer bir durum görüyorum.

İlk gün kimse “Ben bağımlı olacağım.” diye başlamıyor.

Biraz merak.

Biraz eğlence.

Biraz heyecan.

Biraz para kazanma isteği.

Sonra daha fazla zaman.

Daha az uyku.

Daha fazla para.

Daha fazla gizleme.

Derken insanın hayatındaki dengeler bozulmaya başlıyor.

Ve bir gün dönüp kendisine soruyor:

“Ben ne zaman bu hale geldim?”

Belki o an ilk bahis değildir.

İlk kayıp da değildir.

Belki çok daha önce, “Ben istersem bırakırım.” dediği gündür.

Telefonu biraz olsun bırakabilir miyiz?

Telefonu hayatımızdan çıkaramayız.

Zaten mesele de bu değil.

Mesele, elimizdeki telefonun hayatımızdan ne kadarını götürdüğünü fark edebilmek.

Bunun için büyük kararlar almaya da gerek yok.

Akşam eve gittiğinizde telefonu bir kenara bırakın.

Çocuğunuzun yüzüne bakın.

Eşinizin anlattığı şeyi gerçekten dinleyin.

Bir arkadaşınızla çayınızı telefona bakmadan için.

İş yerinde molaya çıktığınızda, yanınızdaki insanın yüzüne bakıp iki kelime konuşun.

Çünkü hayat, bildirim sesiyle gelmiyor.

Bir çocuğun size “Baba, sana bir şey anlatacağım.” demesiyle geliyor.

Bir annenin aynı soruyu üçüncü kez sormasıyla…

Eşinizin gün içinde söyleyemediği bir şeyi akşam sessizce anlatmasıyla…

Bir arkadaşınızın hiçbir şey söylemeden yanınıza oturmasıyla…

Bunların hiçbirinin geri sarma tuşu yok.

Kaçırdığınız bir videoyu yeniden izleyebilirsiniz.

Kaydırdığınız bir gönderiyi tekrar bulabilirsiniz.

Ama çocuğunuzun büyüdüğü o akşamı, annenizin genç olduğu o günü, arkadaşınızla bir daha aynı masada oturacağınız o anı geri getiremeyebilirsiniz.

Belki de bağımlılıkla mücadeleye biraz da buradan bakmak gerekiyor.

Ekranı düşman ilan ederek değil, ekranın dışında bizi bekleyen hayatı yeniden hatırlayarak.

Çünkü bazen insanın kurtulması gereken şey telefon değildir.

Telefonun içinde geçirdiği hayatın, gerçek hayat olmadığını fark etmesidir.

Bu yazı bittiğinde telefonu kapatmak zorunda değilsiniz.

Sadece başınızı kaldırın.

Yanınızdaki insana bakın.

Bir şey sorun.

Dinleyin.

Belki de uzun zamandır ertelediğiniz o konuşmayı bugün yapın.

Çünkü hayatın kaçırdığımız kısmı, ekranda kaydırdığımız görüntüler gibi geri gelmiyor.

Bazı anların yeniden yüklenme tuşu yok.

Ömer KARATAŞ İnşaat Mühendisi | Eğitimci | Yazar

Yazar

  • Yazan
    ÖMER KARATAŞ
  • Yayın Tarihi
    20 Ağustos 2026