KAYIP İLANI VERDİĞİMİZ SADECE İNSANLAR DEĞİL
“Bazı çocuklar sokakta değil, evin içinde kayboluyor…”
Bir hikâye anlatılır…
Adamın biri gece sokak lambasının altında eğilmiş, bir şey arıyormuş.
Yoldan geçen biri durmuş:
“Ne kaybettin?” diye sormuş.
Adam:
“Anahtarımı…” demiş.
Birlikte aramaya başlamışlar.
Bir süre sonra sormuşlar:
“Tam olarak nerede düşürdün?”
Adam karanlığı göstermiş:
“Şurada.”
Şaşırmışlar:
“Peki neden burada arıyoruz?”
Adamın cevabı basit:
“Çünkü burada ışık var.”
Bugün biz de çoğu zaman böyleyiz.
Sorunları konuşuyoruz ama yanlış yerde arıyoruz.
Oysa bazı gerçekler ışığın değil, karanlığın içindedir.
Son zamanlarda hep aynı haberler:
“Kayıp çocuk aranıyor…”
“Evden çıktı, geri dönmedi…”
“Ailesi günlerdir haber alamıyor…”
Okuyoruz, üzülüyoruz.
Sonra hayat devam ediyor.
Ama o evde hayat devam etmiyor.
Bir anne sabaha kadar bekliyor.
Bir baba her kapı sesinde irkiliyor.
Bunu yaşayan bilir.
Ama artık şunu görmek zorundayız:
Bugün kaybolan herkes sokakta kaybolmuyor.
Bazı gençler evinde duruyor ama hayattan kopuyor.
Aynı evin içinde ama başka bir dünyadalar.
Aynı masada ama çok uzaktalar.
Kocaeli’nin her yerinde aynı cümleleri duyuyorum:
İzmit’te…
Gebze’de…
Derince’de…
Körfez’de…
Anneler diyor ki:
“Çocuğum değişti.”
Babalar diyor ki:
“Bizimle konuşmuyor.”
Öğretmenler diyor ki:
“Gözlerindeki ışık sönmüş gibi.”
Bunlar basit cümleler değil.
Bunlar kopuşun işareti.
Bugün mesele sadece madde bağımlılığı değil.
Daha büyük bir şey var:
Hayattan kopuş.
Aileden kopuş.
Kendinden kopuş.
Bir genç bir anda kaybolmaz.
Önce içine kapanır.
Sonra uzaklaşır.
Sonra yanlış bir çevreye gider.
Ve bir gün geri dönüş zorlaşır.
Bağımlılık sadece o genci bitirmez.
Bir evi dağıtır.
Bir mahalleyi etkiler.
Bir şehri değiştirir.
Kimse artık “bu benim meselem değil” diyemez.
Emniyet güçleri ciddi mücadele veriyor.
Operasyonlar yapılıyor.
Yakalamalar oluyor.
Bu çok kıymetli.
Ama hepimiz biliyoruz ki:
Bu mesele sadece güvenlik meselesi değil.
Eğer evde ilgi yoksa…
Okulda bağ yoksa…
Çocuk yalnızsa…
O boşluğu bir şey mutlaka doldurur.
Bazen düşünüyorum:
Bir çocuk ne zaman kayboluyor?
Cevap çok net:
Dinlenmediğinde…
Görülmediğinde…
“Büyür geçer” dendiğinde…
Bugün çocukların elinde telefon var.
Ama çoğunun elinde tutunacak bir bağ yok.
Aynı evdeyiz ama aynı hayatı yaşamıyoruz.
Herkes kendi dünyasında.
O yüzden mesele sadece kayıp çocuk meselesi değil.
Asıl mesele:
Kaybolmadan önce fark edebilmek.
Çünkü bazı kayıplar bir anda olmaz.
Sessizce gelir.
Yavaş yavaş büyür.
Ve belki de en acı gerçek şu:
Biz çocuklarımızı çoğu zaman sokakta değil,
evin içinde kaybediyoruz.
Bir şehir sadece binalarıyla büyümez.
Bir şehir evlatlarını ne kadar koruyabildiğiyle büyür.
Eğer kaybettiklerimiz çoğalıyorsa…
Orada hepimizin durup düşünmesi gerekir.
Yazar
-
YazanÖmer KARATAŞ
-
Yayın Tarihi01 Haziran 2026