K
Kocaeli BM Bağımlılıkla Mücadele Derneği
Menü
Bağımlı Mıyım?
Tüm Köşe Yazılarına Dön
ÖMER KARATAŞ 28 Ağustos 2026

Ruveybida Çağı

Ruveybida Çağı, bilmediği hâlde her konuda söz sahibi olanların çoğaldığı, hakikatin ise gürültü arasında kaybolduğu bir zamanı anlatıyor. Bize düşen, her söylenene inanmamak; kaynağı, liyakati ve hakikati aramadan hüküm vermemek.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu bir gün:

Ashâbına öyle bir zamandan bahsetti ki, dinleyenlerin içi ürperdi.

“İnsanların üzerine öyle yıllar gelecek ki, yalancı doğru bilinecek, doğru yalancı sayılacak. Emin olana hain, hainlik edene emin muamelesi yapılacak. Ve o zaman ruveybida söz sahibi olacak.”

Sordular:

“Ruveybida kimdir?”

Cevap kısa ve açıktı:

“Toplumun meselelerine karışan, cahil ve liyakatsiz kimse.”

Bugün etrafımıza baktığımızda bu tarifi anlamak zor değil.

Sabah gözümüzü açıyoruz. Telefonu elimize alıyoruz.

Daha çayımız demlenmeden herkes bir konuda uzman.

Biri ekonomiyi anlatıyor, biri sağlığı. Biri siyaseti, biri dini, biri aileyi...

Herkes konuşuyor.

Ama çok az insan,

“Ben bu konuyu bilmiyorum.”

diyor.

Oysa bazen en doğru söz budur.

“Bilmiyorum.”

Çünkü bilmek kadar, bilmediğini bilmek de bir erdemdir.

Bir haber düşüyor önümüze.

Daha kaynağına bakmadan paylaşıyoruz.

Kim söylemiş?

Nereden biliyor?

Doğru mu?

Sormuyoruz.

Sonra yalan olduğu ortaya çıkıyor.

Ama artık çok geç.

Yalan çoktan yayılmış oluyor.

Doğru ise arkasından geliyor.

Sessiz.

Yavaş.

Sabır istiyor.

Bizim ise sabrımız yok.

Daha acısı...

Gerçeği söyleyen bazen yalnız kalıyor.

Yalan söyleyen ise daha çok konuşuyor.

Daha çok görülüyor.

Daha çok dinleniyor.

Çünkü bugün bazen yüksek ses, hakikatten daha görünür.

İşyerlerinde de aynı manzarayı görüyoruz.

Bir insan yıllarca çalışıyor.

İşini biliyor.

Emeği var.

Ama kendisini öne çıkarmıyor.

Bir başkası ise çok konuşuyor.

Her ortamda görünüyor.

Her konuda fikri var.

Bilgisi az, özgüveni fazla.

Ve bazen ikinci kişi daha başarılı sayılıyor.

İşte burada liyakat meselesi başlıyor.

Emek geri çekiliyor, gösteriş öne çıkıyor.

Tanıdıklık, ehliyetin önüne geçiyor.

Sadakat, liyakatin yerini alıyor.

Bunu yalnızca iş hayatında da aramayalım.

Bir çay sohbetinde bile aynı şey var.

Konu ekonomiye geliyor, herkes ekonomist.

Sağlık konuşuluyor, herkes doktor.

Çocuk terbiyesi konuşuluyor, herkes uzman.

Din konuşuluyor, herkes âlim.

Bir de mutlaka,

“Benim bir tanıdığım var...”

diye başlayan cümle geliyor.

Kimse,

“Sen bunu nereden biliyorsun?”

diye sormuyor.

Ruveybida tam da burada karşımıza çıkıyor.

Üstelik sadece başkasında değil.

Bazen hepimizin içinde.

Bilmediğimiz bir konuda konuştuğumuzda...

Sırf çok kişi söylüyor diye inandığımızda...

Bir insanı bilgisiyle değil, görünürlüğüyle değerlendirdiğimizde...

Hadis-i Şerif'teki tarif nettir:

Cahil ve liyakatsiz bir kimse.

Bugün ise ruveybidanın elinde bir de kamera var.

Mikrofon var.

Sosyal medya hesabı var.

Her konuda konuşuyor.

Sesi de öyle emin çıkıyor ki...

İnsan ister istemez inanıyor.

Oysa emin konuşmak, doğru konuşmak değildir.

Gerçekten bilen insan bunu bilir.

Araştırır.

Düşünür.

Kaynağa bakar.

Gerektiğinde de,

“Bilmiyorum.”

der.

Bu cümle bugün pek ilgi görmüyor.

Kesin konuşan daha çok dinleniyor.

Kendinden emin olan daha çok izleniyor.

İşin en düşündürücü tarafı ise şu:

Ruveybida kendisini ruveybida olarak görmüyor.

Sorun hep başkasında.

Kendi hatasına bakmak yerine,

“Beni çekemiyorlar.”

demek daha kolay.

Oysa insanın kendisine sorabileceği birkaç soru var:

Bilmediğim bir konuda konuşuyor muyum?

Bir haberi doğrulamadan paylaşıyor muyum?

Bir insanı bilgisiyle değil, görünürlüğüyle mi değerlendiriyorum?

Doğruyu söyleyen sessiz olduğu için onu duymuyor olabilir miyim?

Belki de mesele tam burada.

Bu Hadis-i Şerif'in üzerinden bin dört yüz yıl geçti.

Ama söz hâlâ taze.

Çünkü insan değişse de bazı zaafları değişmiyor.

Her çağın kendi ruveybidası var.

Bize düşen, onu başkasında aramadan önce kendimize bakmak.

Bir haberi paylaşmadan önce düşünmek.

Bir sözün kaynağını sormak.

Bilmediğimiz yerde susabilmek.

Yanlış bildiğimizde geri adım atabilmek.

Ve gerektiğinde,

“Bilmiyorum, araştırayım.”

diyebilmek.

Çünkü bilgi çok.

Ama hikmet az.

Ses çok.

Ama hakikat bazen sessiz.

Herkesin konuştuğu bir çağda, doğru insanı dinlemek gerekiyor.

Ve belki de en önemlisi:

Kalabalığın sesini değil, hakikatin sesini aramak.

Yazar

  • Yazan
    ÖMER KARATAŞ
  • Yayın Tarihi
    28 Ağustos 2026