ŞİMDİCİLİK
Şimdicilik diye ertelenen sorunlar, zamanla kader haline gelir. Bağımlılıkla mücadelede, aile içi iletişimde ve gençlerimizin geleceğinde en doğru zaman; yarın değil, bugündür.
Hepimizin ağzına sakız olmuş, sinsi bir kelime var bugünlerde.
"Şimdilik."
Söylerken içimizi rahatlatıyor, dertleri yarına erteliyoruz.
Geçici bir mazeretin o sahte konforuna sığınıyoruz.
Ama zamanın kitabında "şimdilik" diye bir sayfa yok.
Zaman akıp gidiyor; biz bekliyoruz ama o beklemiyor.
Geçici sandığımız kararlar, gün geliyor boynumuza dolanan kalıcı bir halata dönüşüyor.
Bir hatayı şimdilik görmezden geliyoruz, bir derdi şimdilik halı altına süpürüyoruz.
Sonra bir bakıyoruz ki, yıllar geçmiş ve o "şimdilik" dediğimiz şey koca bir ömür olmuş!
Sahada, dernekte her gün içimizi yakan manzaralarla karşılaşıyoruz.
Gördüğümüz şu:
Her felaket, masum bir "şimdilik" yalanıyla başlıyor.
Gençler içindeki boşluğu bastırmak için o illeti denerken
"Bir kereden bir şey olmaz, şimdilik deniyorum" diyor.
Ama o bir kere, koskoca bir hayatın göz göre göre sönüp gitmesinin ilk adımı oluyor.
Sadece madde değil, ekranlar da evlatlarımızı yutuyor.
Odasına kapanıp saatlerce telefona gömülen çocuğun gözündeki o hayat ışığı sönüyor.
Sanal dünyanın o sahte alkışları, evlatlarımızın gerçek hayattaki derin yalnızlığına çare olmuyor.
Gençler o küçücük ekranlarda kaybolurken, biz aileler ne yapıyoruz?
Kendimizi kandırıyoruz:
"Şimdilik evde, dizimin dibinde, başı belaya girmez."
Ama o odanın ardında, çocuğun zihni karanlık kuyulara düşüyor, göremiyoruz.
Bir de cebimize kadar giren sanal kumar belası var.
"Şimdilik ufak tefek oynuyorum, heyecan oluyor" diyenler, yuvalarını kendi elleriyle yıkıyor.
O tuşa basarken sadece paranızı değil, ailenizle geçireceğiniz huzurlu yılları satıyorsunuz.
Kaybedilen sadece para değil; ağlayan analar, dağılan yuvalar ve sönen hayatlar oluyor.
Toplum olarak acı gerçeklerle yüzleşmekten o kadar korkuyoruz ki...
Köşe başında tükenen bir genci görünce adımlarımızı hızlandırıp kaçıyoruz.
"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyoruz, sorunları şimdilik görmezden geliyoruz.
Ama susarak, başımızı çevirerek o yılanı kendi kapımıza kadar çağırıyoruz.
Unutmayalım, sürekli ertelediğimiz şeyler gün gelir kaderimiz olur.
Bugün dönüp geriye baktığımızda, en büyük pişmanlıklarımız yaptıklarımızdan değil;
korkup ertelediklerimizden oluşuyor.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve kendinize dürüstçe sorun.
Hayatınızda "şimdilik" diyerek arkanızı döndüğünüz, ertelediğiniz neler var?
Çocuğunuzun gözlerinin içine en son ne zaman, gerçekten bir dert ortağı gibi baktınız?
Yoksa "şimdilik sessiz, sorun yok" deyip o büyüyen yangına sırtınızı mı dönüyorsunuz?
Geçici bahanelerin arkasına saklanıp yarın ne büyük bedeller ödeyeceğinizin farkında mısınız?
Hâlâ nefes alıyorken, bir şeyleri değiştirmek bizim elimizde.
Rehabilitasyon merkezinde iş işten geçtikten sonra dökülen gözyaşları hiçbir şeyi geri getirmiyor.
İnsanın hayatını değiştiren devrim, o "şimdilik" yalanından uyanıp bugün harekete geçtiği an başlar.
Hadi bugün uyanın, silkelenin.
Ertelediğiniz o ilk adımı nihayet atın.
Çünkü kurtarılacak gençlerimiz, aydınlığa çıkarılacak pırıl pırıl evlatlarımız var.
Ve bu mücadelenin en doğru zamanı ertelenmiş yarınlar değil, tam da şu andır.
Yazar
-
YazanÖmer KARATAŞ
-
Yayın Tarihi02 Haziran 2026