Çilek Kokuyor Ama Masum Değil: “Nasılsa Sigara Değil” Demeyin
Bazen bir caddede yürürken ya da bir kafede otururken burnunuza çilek, kavun, mango veya vanilya kokusu gelir. Etrafınıza bakarsınız; bir fırın ya da pastane ararken, gencecik bir çocuğun elindeki küçük, ışıklı cihazı fark edersiniz.
Türkiye'nin sigara tüketiminde geldiği nokta hepimizi düşündürmeli.
Türkiye'de kişi başına düşen günlük ortalama sigara tüketimi 17,1 adet olarak ifade ediliyor. Yine açıklanan verilere göre Türkiye'de yaklaşık her iki erkekten biri, 18 yaş üstü her dört kadından biri sigara kullanıyor. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 8 milyar paket sigara satıldığı belirtiliyor.
Bu rakamlar yalnızca istatistiklerden ibaret değil. Her birinin arkasında bir insan, bir aile, bir çocuk ve çoğu zaman yıllarca süren bir bağımlılık hikâyesi var.
Tam da bu nedenle yeni nesil nikotin ürünlerine karşı da aynı hassasiyeti göstermek zorundayız.
Bazen bir caddede yürürken ya da bir kafede otururken burnunuza çilek, kavun veya vanilya kokusu gelir. Etrafınıza bakarsınız; bir pastane ararken gencecik bir çocuğun elindeki küçük, ışıklı cihazı fark edersiniz.
Ne sigara izmariti vardır ortada, ne kül ne de üzerinize sinen o ağır koku...
Bir şey söylediğinizde ise cevap hazırdır:
“Nasılsa sigara değil ki...”
İşte asıl tehlike tam da bu cümlenin içinde saklı.
Çünkü bağımlılık her zaman kötü kokarak gelmiyor. Bazen meyve aromasıyla, renkli ışıklarla, şık tasarımlarla ve masum görünen bir cihazın içinde hayatımıza giriyor.
Elektronik sigaranın “sadece su buharı” olduğu düşüncesi de bu yanılgıyı büyütüyor. Oysa nikotin içeren ürünler bağımlılık riski taşıyor ve özellikle gelişme çağındaki gençler açısından ciddi endişeler oluşturuyor.
Bugün asıl mücadelemiz yalnızca sigaraya karşı değil; nikotinin normalleştirilmesine karşı da olmalıdır.
Bir çocuğun elindeki elektronik sigarayı gördüğümüzde “En azından normal sigara içmiyor” diyerek geçiştirmemeliyiz.
Çünkü mesele yalnızca bugün ne kullandığı değildir.
Mesele, beynin bağımlılıkla tanışmasıdır.
Mesele, nikotinin günlük hayatın sıradan bir parçası hâline gelmesidir.
Mesele, gençlerimize “zararsız” olduğu algısının yerleşmesidir.
Bir zehir güzel kokuyor diye, şarj ediliyor diye veya modern bir cihazın içinde sunuluyor diye zehir olmaktan çıkar mı?
Elbette çıkarmaz.
Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği olarak sahada bunun yalnızca bir sağlık meselesi olmadığını görüyoruz. Bağımlılık; aileleri, eğitim hayatını, sosyal ilişkileri ve geleceğe dair umutları etkileyen büyük bir toplumsal sorundur.
Bu nedenle mücadelemiz yalnızca “kullanmayın” demekten ibaret olamaz.
Gençlerimizi dinlemeli, aileleri bilinçlendirmeli, öğretmenlerimizi desteklemeli ve bağımlılıkla karşılaşan bireylere ulaşılabilir yardım yolları sunmalıyız.
Buradan özellikle anne babalara sesleniyorum:
Çocuğunuzun odasından gelen çilek, kavun veya vanilya kokusunu yalnızca güzel bir koku olarak görmeyin.
“Nasıl olsa sigara değil” diyerek geçiştirmeyin.
Merak edin. Sorun. Dinleyin. Yargılamadan konuşun.
Çünkü bağımlılıkla mücadelede bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, zamanında sorulmuş tek bir sorudur:
“İyi misin, gerçekten ne kullanıyorsun?”
Türkiye'nin sigara tüketimindeki tablosu bize çok açık bir mesaj veriyor: Nikotin bağımlılığını küçümseyecek lüksümüz yok.
Bugün klasik sigaranın dumanıyla mücadele ederken, yarının bağımlılığının aromalı buharla, renkli cihazlarla ve “nasılsa sigara değil” cümlesiyle hayatımıza girmesine izin vermemeliyiz.
Çünkü o buharın rengi olmayabilir.
Ama bağımlılığın geride bıraktığı acının rengi çok koyudur.
Çocuklarımızın geleceğini, bağımlılığın yeni ve sinsi yüzlerine karşı birlikte koruyalım.
Yazar
-
YazanÖMER KARATAŞ
-
Yayın Tarihi19 Ağustos 2026